ISSN: 2147-8724
 



Ankara Araştırmaları Dergisinde yayınlanan tüm makaleler “Creative Commons Alıntı 4.0 Uluslararası Lisansı” ile lisanslanmıştır. 

  Ankara Araştırmaları Dergisi: 7 (1)
Cilt: 7  Sayı: 1 - 2019
Özetleri Gizle | << Geri
HAKEMLI MAKALE
1.
Yüksel Caddesi’nde Gündelik Hayatın ve Mekânın Yaratımı
The Poiesis of Everyday Life and Space in Yüksel Street
Duygu Cihanger Ribeiro
doi: 10.5505/jas.2019.63825  Sayfalar 1 - 25
Şehir planları ve kentsel mekân tasarımları, kullanıcıların gündelik hayatlarında beklentileri ve ihtiyaçları doğrultusunda sürekli bir dönüşüm içerisindedir. İnsanlar bu süreç içerisinde kentsel planın fiziksel düzenine tamamen bağlı kalmadan genellikle küçük ölçekli yeni kullanımlar ve mekânlar üretir. Bu nedenle, resmî olarak planlanmamış ancak gündelik hayat dinamikleriyle ortaya çıkan kullanıcı mekânları ve toplumsal etkinlikler, kentsel planlama ve tasarım araştırmalarının insan odaklı yeni bakış açısını geliştirmek adına oldukça önemlidir. Çalışmanın amacı, gözardı edilen, sıradan ve geçici olarak adlandırılan mekânsal pratikleri insan-odaklı bir yaklaşımla kuramsal ve görgül boyutlarıyla ele almaktır. Bu bağlamda, yaşanan mekân ve mekânın toplumsal üretimi kavramları çerçevesinde Yüksel Caddesi’nde bir alan çalışması yürütülmüştür. Ankara’nın kent merkezi olarak kabul edilen Kızılay semtinde yer alan Yüksel Caddesi, çeşitli toplu taşıma bağlantılarına yakınlığı, yaya bölgesi olması ve zengin arazi kullanım yapısıyla şehrin en kalabalık sokaklarındandır. Ankara’nın Cumhuriyet dönemi ilk planlama çalışmalarından itibaren varolan sokak, hem kentsel planlama ve tasarım hem de sosyo-ekonomik anlamda birçok farklı dönem geçirmiştir. Yapılı çevre hâlâ ilk tasarlanan sokak dokusunun izlerini taşımasına rağmen gündelik hayatın değişen yüzleri, kentsel mekânın zamansal ve toplumsal çok katmanlı yapısını ortaya çıkarmaktadır. Bu araştırma, mekânın fiziksel üretimi ile birlikte, toplumsal yaratımını (poiesis) anlamak için fiziksel veya toplumsal olarak üretilen mekân, geçici veya kalıcı kentsel ritimler gibi ikililiklerin ötesinde bir kuramsal bakış açısı önerir. Bu bağlamda çalışmada iki temel odak bulunmaktadır. Bunların ilki, hafızanın kentsel altyapısını (geçmişin hatırasını) anlama amacıyla arşiv verilerini derlemek, daha sonra gündelik yaşamın ve mekânın poiesisini tartışabilmek için (günümüzde mevcut olan bellek) Yüksel Caddesi’ndeki gündelik hayatın kentsel ritimlere ve kullanıcılara odaklanarak gözlemlenmesidir. Bu doğrultuda takip edilen etnografik ve mekânsal-görsel analiz yöntemleri, mekânsal ve toplumsal olanın koparılamaz ilişkisini görgül sonuçlarla desteklemektedir. Sonuçlar, gündelik hayatın kullanıcılarının ve değişen ritimlerinin ve kullanıcıların rolünün mekânın üretimindeki önemini gözler önüne sermektedir. Bu birleştirici yaklaşım, göz ardı edilen, atıl olarak adlandırılan kullanıcı mekânlarının, anlık ya da geçici oldukları gerekçesiyle hafife alınan kamusal hayat pratiklerinin mekânsal niteliklerini vurgulamaktadır. Kentsel mekânda, tasarım ve sosyal yaşamın dialektiği, kullanıcı tercihlerinin fiziksel alan üzerindeki etkilerinin anlaşılması ve insan odaklı şehircilik çalışmalarına katkı sunmaktadır.
The premeditated decisions of urban plans and designs are in a continuous transformation due to the everyday expectancies and needs of users. People mostly intervene in their built environment in differing scales and temporalities which simultaneously transform a designed space and making it closer to a lived space. Therefore, the emergent user spaces and social practices that occur throughout the everyday life dynamics beyond the expectations of an urban plan are significant to develop a human-centered viewpoint for urban planning and design studies. This study aims at unfolding the theoretical and empirical dimensions of the usually overlooked everyday space and practices which are mostly categorized as ordinary or temporary. In this context, a field study in Yüksel Street has been undertaken to to frame the theoretical discussion on the social and spatial production of urban space and everyday life from an urbanism perspective. The site is a vibrant urban space located in the city center of Ankara that is called Kızılay. Yüksel is a well-connected street to the public transportation stops and has a diverse land use. Since it was laid out following the urban plans in the early years of Republic, the street has been facing social, economic and physical alterations bringing dialectics of designed and lived space together. Despite the initial street pattern maintains today in morphological sense, the altering faces of everyday life and its temporal, spatial and societal impact result in a multi-layered urban entity. This study proposes a theoretical approach which is beyond the dualities and conflicts between physical or social space and temporary or permanent urban rhythms to understand the poiesis of everyday life and space. In this context, there are two channels of study. The first one is using both the archival data on the urban infrastructure of memory (the memory of the past), then the second is to unveil the poiesis of everyday life and space through a field research on Yüksel Street that would make the fluid archive of the ordinary practices and aesthetics (memory enacted in the present). The corresponding research methods on the ethnographic and spatial-visual analysis strengthen the unbreakable bond between social and spatial. The outcomes of the study present the role of the everyday user and the changing urban rhythms on the production of space. This connecting approach explores and presents the spatial qualities of public life practices which are usually labeled as left-over spaces and taken for granted for being evasive or temporary. The dialectic of social life and urban design is essential to grasp user preferences and expectancies from their contribute to the humanoriented urbanism studies.

2.
Ulus Meydanı'nın Hikayesi: Oluşum, Dönüşüm ve Değişim
A Tale of Ulus Square: Emergence, Transformation and Change
Elif Selena Ayhan Koçyiğit
doi: 10.5505/jas.2019.82905  Sayfalar 27 - 73
Bu araştırma bir kültürel miras alanı olan Ulus Meydanı’nın tarihsel süreç içerisinde oluşum, gelişim ve dönüşüm hikâyesi üzerine odaklanmaktadır. Makalede tariflenen dönemlere ait değerlerin ortaya çıkarılması ve bu değerlerin zaman içinde yaşadığı süreklilik, değişim ve dönüşümü etkileyen ana faktörlerin belirlenmesi hedeflenmektedir. Böylelikle bu makale ile, kentin önemli bir kamusal açık alanı olarak tariflenen Ulus Meydanı’nın güncel uygulamalar doğrultusunda kültürel niteliğini, özgünlüğünü ve bütünlüğünü kaybetme tehlikesine dikkat çekmek amaçlanmaktadır.
Makalenin ilk bölümde, boş bir açık alan olarak Ulus Meydanı’nın tanımlamış olduğu bölgenin Roma Dönemi’nden itibaren günümüze dek kente entegre olma biçimi aktarılmış, zamanla bir meydan niteliği kazanmasını sağlayan tarihi süreç ve etmenler tartışılmıştır. İkinci bölümde ise 19. yy’dan itibaren, özellikle Tanzimat Hareketleri’nin yönetim yapısı ve kente olan etkileri sonucu başlayan meydanlaşma süreci detaylarıyla anlatılmıştır. Devam eden bölümlerde, Cumhuriyetin ilanının, Ankara’nın başkent olma sürecinin ve ideolojik yapının kent mekânına ve kentsel yaşama yansıması, Ulus Meydanı hikayesi üzerinden tartışılmıştır. Takip eden bölümlerde, 2. Dünya Savaşı sonrasında yaşanan politik, ekonomik ve sosyo-kültürel yapıdaki değişim, uluslararası ilişkilerin kentsel mekânın kurgusundaki rolü ve bu süreçte Ulus Meydanı’nın yeniden şekillenmesi incelenmiştir. Son bölümde ise, tarihi Ankara olarak tariflenen ve Ulus Meydanı ve yakın çevresinin de bir bölümünün dâhil edildiği bölgenin koruma ve yenileme planları doğrultusunda yeniden ele alınması incelenmiştir. Bu planlar meydanın korunması ve meydanı tarifleyen değerlerin sürdürülebilirliği açısından ele alınmıştır. Özellikle alanda uygulanan güncel müdahalelerin 2008 yılında iptal edilmiş olan bir yenileme planıyla yüksek derecede olan benzerliği ve bu projelerin alanın kültürel miras özellikleri üzerindeki olumsuz etkileri detaylandırılarak tartışılmıştır.
This research focuses on the story of Ulus Square as a heritage place and its emergence, evolution and transformation through time. It is aimed to reveal the values that are ascribed to the area in the periods defined, and to determine the main factors affecting their continuity through time. With a special emphasis on the vulnerability of Ulus Square as an important public open space of the city, this article intend to arouse awareness on the risk of the area to lose its cultural significance, authenticity and integrity as an outcome of current urban projects.
In the first part of the article, the integration of the empty open space (corresponding to todays Ulus Square) to the city is examined starting from Roman Period onwards. Secondly, the emergence of the square which started in the early 19th century and accelerated through Tanzimat Reforms is analysed in detail. In the following parts, reflection of several events such as proclamation of the Republic, declaration of Ankara as the capital and the ideological structure of the state, on urban space and city life is discussed through the story of Ulus Square. On following parts, changes on political, economic and socio-cultural structure of the country after the Second World War, the impact of international relations on urban structure and a parallel transformation on Ulus Square is examined. The last part mainly analyses the role of conservation and renovation master plans on Ulus Square. These plans are analysed regarding their impact on continuity of the square and the values attached to the area. Particularly, the high degree of coherence between current projects and the renovation plan that was repealed in 2008 is emphasized and the negative impacts of these projects on the cultural significance of Ulus Square are discussed in detail.

3.
Alüminyum ile Tasarlamak: 1970’lerde Ankara Mimarlığında Alüminyum*
Designing with Aluminium: Aluminium in the Architecture of 1970s Ankara
Funda Uz
doi: 10.5505/jas.2019.00710  Sayfalar 75 - 103
Türkiye’de “modern mimarlık” sıklıkla düşünsel ve ideolojik boyut ile biçimsel temsil üzerinden araştırılmış ve tartışılmıştır. Ancak luslararası araştırmalarla karşılaştırıldığında, Türkiye özelinde yapı malzemelerinin modern mimarlığa etkisi konusundaki araştırmalar yetersizdir.
Makaleyle, yapıları var eden insanları, üretim mekanizmalarını, dönemin koşullarını ve bağlam ilişkilerini okuyabilmenin kendine özgü araçlarını üretmek amaçlanmaktadır. Kronoloji odaklı çalışmalarda, “savaş sonrası modernizmi” ve “1950-1980” aralığı içinde kendine özgülüğü yeterince vurgulanmayan 1970’li yıllardaki mimarlık üretiminin, yapı malzemesi olarak alüminyum üzerinden, üretim, eleştiri ve kültür çerçevesinde okunması hedeflenmiştir. 1950’ler sonrasında, özgün ve öncül örneklerin verildiği 1960’lar ve endüstrileşmenin hız kazandığı, standardizasyonun başlangıcı kabul edilebilecek 1970’ler çalışmanın odağında yer almaktadır. Çalışmaya konu edinilen bir şehir olarak Ankara, söz konusu dönemde, Türkiye’deki yapılaşma tarihi açısından da bir eşiği işaret eder. Ankara’nın kentsel gelişimi, nüfus ve iş gücündeki artış, yeni kurulan birimleri ile genişleyen bürokratik kurumlar için yapı ihtiyacına verilen cevap, “Ankara Mimarlığı” tanımını haklı çıkarmaktadır. Ankara’da 1960-1980 arasındaki dönemde üretilen mimarlığı “uluslararası” ve “modern” olarak tanımlamak genel ve kabul gören bir yargıdır. Bu mimarinin biçimsel, işlevsel var oluş koşulları, bunlara duyulan ihtiyaç ve bu yapıları var eden mekân-politikalar, dahil olan aktörler ve kurumlar üzerine araştırmaların derinleştirilmesiyle, bu dönemde yapılı çevrenin üretim süreci hakkındaki bilgimizi genişletecek açılımlar yaratma potansiyeli açıkça hissedilmektedir.
In Turkey, “modern architecture” has frequently been investigated and discussed through ideological dimension and its morphological representation. However, when compared with international studies, research about the effects of building materials on modern architecture is insufficient within the scope of Turkey.
This article aims to produce the unique tools of reading the structures which were generated and were kept alive by people, by production mechanisms, by conditions of period and by relations of context. In chronology-oriented studies, between Post-war Modernism and 1950-1980 era, it was aimed to read the architectural production in the 1970s -whose distinctiveness has not been emphasized adequately- through aluminum as a building material within the frame of production, criticism, and culture. After the 1950s with the original and precessor examples of 1960s; as the scope of this study, 1970s can be considered as the beginning of standardization and acceleration of industrialization. Ankara, the case city of this study, indicates a threshold within the history of the construction of Turkey in the aforementioned period. Urban development of Ankara, increase of population and labor force, respond to the building needs of bureaucratic institutions with their newly-established units verify the definition of “Architecture of Ankara”. It is a common and accepted judgment to describe the architecture produced between 1960-1980 in Ankara as “international” and “modern”. The potential of creating extensions is clearly seen, for widening our knowledge about the built environment in this period through deepening research on the morphological and functional conditions, the needs to them, the space-politics which creates them, included actants and institutions.

4.
Ankara’da Yeni Mamak Kentsel Dönüşüm Projesi Ölçeğinde Dönüşen Mekânlar, Değişen Gündelik Hayat Pratikleri
Spatial Transformations and Changing Everyday Life Practices in the New Mamak Urban Regeneration Project, Ankara
Burcu Göközkut, Mehmet Somuncu
doi: 10.5505/jas.2019.48030  Sayfalar 105 - 124
Neoliberal politikaların kent mekânındaki yansıması olan kentsel dönüşüm projeleri 1980’lerden günümüze hız kazanmıştır. Birçok farklı alanda yapılabilen projeler, Türkiye’de genellikle gecekondu alanları üzerinde olmaktadır. Ankara’daki en büyük gecekondu mahallerinden bir kısmına ev sahipliği yapan Mamak, Yeni Mamak Kentsel Dönüşüm Projesi ile alan büyüklüğü, konut ve kişi sayısı bakımından devasa bir kentsel dönüşüm projesinin merkezi olmuştur. Böylesi büyük bir proje, yarattığı dönüşüm ve yerinden edilme nedeniyle birçok problemin ortaya çıkmasına neden olmuştur. Buna göre çalışmanın amacı, Yeni Mamak Kentsel Dönüşüm Projesi ile mekândaki dönüşümü ve bu dönüşümün yarattığı sosyo-ekonomik değişimi tespit etmektir. Aynı zamanda, bir kentsel dönüşüm projesi ile yeni ve eski mekânlar arasında oluşan çatışma ve tezatlıkları, proje ile yer değiştiren gecekondulu kesimin neoliberal baskı karşısında borçlandırılmasını ve değişen günlük hayat pratiklerini incelemektir. Özellikle projenin biten etaplarındaki yüksek katlı apartmanlar ile inşaat çalışmalarının başlamadığı etaplardaki gecekondu alanları arasında mekânsal bir çelişki ortaya çıkmakta, bu çelişki apartmanda yaşayanlar ile gecekonduda yaşayanlar arasında çatışmaya dönüşmektedir. Bu nedenle çalışma evreni projenin tamamlandığı 1. Etap ile inşaatın başlamadığı 2. Etap olarak seçilmiştir. Çalışmada nitel araştırma yöntemi kullanılmıştır. Veri toplama aracı olarak farklı paydaş gruplardan bireylerle derinlemesine görüşme yapılmıştır. Çalışmada derinlemesine görüşme yapılacak üç örneklem grubu belirlenmiştir. Bu gruplar, Yeni Mamak Kentsel Dönüşüm Proje alanında yaşayan yerel halk, Ankara Büyükşehir Belediyesi’nde bu projede çalışan ve Mamak Belediyesinde görevli belediye görevlileri ve kent çalışmalarında uzman olan akademisyenler olmuştur. Derinlemesine görüşmelerden elde edilen veriler betimsel analiz yöntemi ile analiz edilmiştir. Çalışmada, proje alanında yeni yapılan apartmanlara geçen gecekondulu kesimin eski yaşam tarzına büyük özlem duyduğu, yeni yaşam koşullarına alışmakta zorluk çektiği, bu durumun da mekânla tezatlık oluşturacak görüntüler ortaya çıkardığı tespit edilmiştir.
The number of urban regeneration projects, which are the reflection of neoliberal policies on urban space, have increased since the 1980s. Regeneration projects can be implemented in many different places but in Turkey they are usually carried out on squatter areas (illegal housing areas). The “New Mamak Urban Regeneration Project” has transformed Mamak, the location of the largest squatter district in Ankara, into a center of a huge urban regeneration project in terms of its area, number of flats and its inhabitants. This large project has caused a number of problems due to its transformative impact and dislocated original residents. The aim of the study is to identify the spatial transformations and caused by the New Mamak Urban Regeneration Project and the socio-economic changes that it brought about. Other aims are to examine the conflicts and contrasts between new and old spaces, debiting the residents of squatter houses who were relocated from their homes as part of neoliberal policies, as well as changing everyday life practices. Especially noteworthy is the spatial contradiction between the high-rise apartment buildings nearing their completion and the squatter areas where construction has yet to start. For this reason, case study areas include the stage 1, where the project has already been completed, and stage 2, where construction has not begun. As part of the qualitative research method that was applied in the study, data was collected through in-depth interviews with individuals from different stakeholder groups. Three sample groups were identified: residents, municipal officers charged with implementing the project, and academics who are experts in urban studies. The data obtained from the in-depth interviews were analyzed using the descriptive analysis method. The study showed that the people who originally lived in squatter areas but who then moved to apartment buildings had a longing for their old way of life and had difficulty adapting to their new living conditions. This situation is seen to have created scenes that contrast the newly built spaces.

5.
Bir Sinema Seti Olarak Ankara: Ankara Filmleri Üzerinden Kentin Mimarlık Tarihini Okumak
Ankara as a Cinema Set: Reading Architectural History of the City through Ankara Films
Aylin ATACAN
doi: 10.5505/jas.2019.92005  Sayfalar 125 - 146
Mimarlık disiplini içerisinde kendisine özerk bir alan yaratan mimarlık tarihi çalışmaları, mimarlığın farklı disiplinler yoluyla temsil ediliş biçimleri üzerine odaklanabilir ve bu nedenle filmler üzerinden mimari okumalar yapmak, iki farklı alanın kesişimlerini ortaya çıkarmak için kullanılan bir yönteme dönüşebilir. ‘Ankara filmleri’nde sahne, ortak bellekte yer etmiş mimari imgelerden oluşan Ankara kentidir. Ankara filmleri üzerinden; üretilen, yeniden canlandırılan ve temsil edilen mekânların izlerini sürmek, mekânsal değişimi ve dönüşümü mimarlık tarihinin kendi kronolojisi ve dinamikleri içerisinde değerlendirmeye, dönüşen kent kimliğini algılamaya ve incelemeye olanak sağlar. Konu olarak ele alınan Ankara kentinin mimari değişimi modern bir üretim aracı olan film yoluyla aktarılmaya çalışılmıştır. Ankara’nın geçirdiği süreç sadece yapı tipolojisinde farklılaşma, kent ölçeğinde genişleme, yapılı çevrede meydana gelen değişiklikleri kapsamamaktadır. Bir kentin, özellikle tarih boyunca farklı medeniyetlere başkentlik yapmış Ankara’nın değişimi; sosyal, kültürel ve ekonomik etkenlere odaklı olup, kent halkını da değiştirmiştir, bu yüzden film okumaları salt mimari özelliklerin farklılaşmasından yola çıkarak değil sosyal değişimlerin getirdikleri de göz önünde bulundurularak yapılmıştır. Dekor olan Ankara’nın objektif arkasında filtrelenerek hareketli imajlar olarak yeniden üretimi sırasında etkin olan aktörlerin rolleri ve Ankara’nın bir film platosu olarak seçilmesi sorgulanmıştır. Çalışmanın temel amacı; Ankara mimarlık tarihi araştırmaları kapsamında kullanılacak materyaller arasına Ankara filmlerini ve film okumalarından elde edilen verileri yerleştirmek, bu filmleri mimari okumalara olanak sağlayacak bir arşiv nesnesine dönüştürerek, mimarlık tarihi çalışmalarına ve mimari ile şekillenen kent belleğine bir katkı sağlamaktır.
Architectural history as an autonomous field can focus on the ways in which architecture is represented through different disciplines, and therefore, by analyzing architecture through films becomes a method used to reveal the intersections of these two different areas. In ‘Ankara Films’, the stage is the city of Ankara, which consists of architectural images. Following the traces of the produced, resurrected and represented places enable us to perceive the transformation in the dynamics and chronology of architectural history itself, and also examine the changing urban identity through time. Through the film, which is a modern production tool, the architectural development in Ankara was tried to be exemplified. By taking into consideration, the transformation of Ankara was not only tied up with dramatic changes in the expansion of built environment but it was socially reconstructed, the film analyses also consisted the social changes in growing population. The role of the ‘architectural actors’ who were active during the production of moving images and the selection of Ankara as a film plateau were questioned. The main objective of the study is to put the data obtained from Ankara films to be used within the scope of Ankara’s architectural history researches, and moreover contribute to the architectural memory by converting these films into an archival object which will allow architectural research.

6.
Erken Soğuk Savaş Ankara’sında Sinema Kültürü
Cinema Culture in Ankara in the Early Cold War Period
Semih Gökatalay
doi: 10.5505/jas.2019.39974  Sayfalar 147 - 174
Çalışmada, erken Soğuk Savaş dönemi Ankara’sında sinemanın oynadığı sosyal ve kültürel roller irdelenmektedir. Söz konusu dönemde, modern kitle iletişim araçlarının çoğu bulunmadığı için sinema, Ankaralının ender eğlence kaynaklarından birisi olmuştur. Ayrıca, incelenen yıllar, Türkiye’nin siyasi ve iktisadi açılardan Amerika Birleşik Devletleri’ne yakınlaştığı bir döneme denk gelmektedir. Türk-Amerikan yakınlaşması, sinema alışkanlıklarını ve sinema izleme eğilimlerini de yakından etkilemiştir. Bir yandan, Amerikan filmleri Türk sinema sektörüne damgasını vururken, bir yandan da, Hollywood aracılığıyla, Amerikan kültürünün Türkiye’de yayılması ve kabul görmesi söz konusu olmuştur. Amerikan filmleri ve gittikçe Amerikanlaşan sinema sektörü yediden yetmişe bütün Ankaralıların ilgisini çekmiştir. Sinema salonlarının fiziki koşullarından, seyircilerin maddi durumuna uzanan geniş bir yelpazede, pek çok etken, erken Soğuk Savaş Ankara’sında, sinema kültürüne şekil vermiştir. Birincil ve ikincil pek çok kaynağa başvurulan bu çalışmada, İkinci Dünya Savaşı sonrasında sinema kültürünün bir yandan Ankaralıların sosyal konumlarını gösterirken, bir yandan da, farklı sosyal grupları, sinema salonlarında bir araya getirmesi nedeniyle birleştirici bir rol üstlendiği tartışılmaktadır. Bir diğer deyişle, dönem içerisinde sayıları gittikçe artan sinema salonları sayesinde sinema, Ankara’da yaşayan bütün toplumsal kesimlerin yaşamında temel bir konuma sahip olmuştur.
This research explores the social and cultural roles that cinema played in Ankara during the early Cold War period. Lacking modern mass media instruments of today, cinema was one of the few sources of entertainment in Ankara. The period in question also coincides with the time when Turkey aligned itself politically and economically with the United States of America. The Turkish-American rapprochement also deeply affected film-viewing habits and cinema-watching trends in Ankara. While American movies dominated the Turkish cinema sector, American culture became widespread and gained public acceptance in Turkey through Hollywood movies. American movies and the increasingly Americanized cinema sector got the aroused interest of young and old alike in Ankara. Many factors, ranging from the physical condition of movie theaters to the economic power of moviegoers, shaped the cinema culture in Ankara during the early Cold War period. Building on numerous primary and secondary sources, this research argues that the cinema culture reflected the social status of people in Ankara in the post-World War II period, and that it also played a unifying role in terms of bringing together many people from different backgrounds. In other words, movie theaters, the number of which considerably increased during this period, had a central position in the life of each social segment living in Ankara.

7.
Ankara’nın Kentsel Yaşamına İz Bırakmış Bir Mekân: Vakko Kızılay Mağazası
A Place that Left its Mark on Ankara’s Urban Life: The Kızılay Store of Vakko
Umut Şumnu, Begüm Uluyurt
doi: 10.5505/jas.2019.43434  Sayfalar 175 - 195
Vakko, erken cumhuriyet döneminden günümüze, Türkiye’de giyim kuşam alanında ilkleri gerçekleştiren öncü bir moda markasıdır. Vakko, kılık kıyafet devriminin getirdiği değişim sonucunda ortaya çıkan Şen Şapka’dan başlayarak, Türkiye’de kadın, erkek, genç ve çocuk giyiminde - giysiden kumaşa, ayakkabıdan aksesuara- Batılı anlamda giyim tarzını ülkemize getiren ve ülkemiz insanıyla tanıştıran önemli bir marka olmuştur.
Özellikle İkinci Dünya Savaşı sonrası dünyada ve Türkiye’de değişen siyasal ve toplumsal ortam, yetinen toplumdan tüketen topluma geçiş, Vakko’nun mağazacılık alanında da önemli atılımlar yapmasına yol açmıştır. 1962 yılında hizmete açılan İstanbul Beyoğlu mağazasından başlayarak, Türkiye’nin büyük şehirlerinde açtığı mağazalarla Vakko, Türkiye’nin Batılı anlamda ilk büyük moda merkezlerinin kurulmasına da ön ayak olmuştur. Dönemin departmanlı mağazacılık anlayışının önemli temsilleri arasında sayılabilecek bu mağazalar sadece satış ve satış sonrasına ilişkin getirdiği yeniliklerle değil aynı zamanda mekânsal anlamda sunduğu yaşam kültürüyle de öne çıkmıştır. Çoğunluğu mimar Abdurrahman Hancı tarafından tasarlanan Vakko mağazaları basit birer alışveriş merkezi olmanın yanında barındırdığı sanat galerisi, çay salonu, bahçesi gibi sosyal mekânlar ve bu mekânlarda düzenlenen etkinliklerle doğrudan kent yaşamının önemli bir parçası haline gelmiştir.
Bu kapsamda çalışmada, Vakko’nun kurumsal tarihi ve mağaza ya da üretim mekânlarına ilişkin belgelemenin ardından özellikle Ankara Kızılay’da bulunan mağazasına odaklanılmış ve mimari çizimler, fotoğraflar, sözlü anlatımlar ve dönemin filmlerindeki sahneler üzerinden Ankara’nın kentsel yaşamında önemli bir yeri olan ve moda, sanat ve mimarlığın özenli bir şekilde bir araya getirildiği bu mekân yeniden hatırlanmaya çalışılmıştır.
Established in the early years of the Republic, Vakko has been a pioneering clothing brand in the field of textiles and readymade clothes industry in Turkey. Beginning with Şen Şapka, which found its origin in the Hat and Dress Revolution (a major revolution that was part of Turkey’s modernization and adoption of Western aesthetics, values and changes), Vakko has been an important brand that introduced western way of dressing to Turkish women, men, young people and children.
Especially after World War II, the changing political and social environment in the world and in Turkey that produced a consumer society has led Vakko to make significant breakthroughs also in retail. Starting from Vakko’s first store in Beyoğlu, Istanbul in 1962, the brand established several stores in various large cities in Turkey, thereby paving the path of the first big fashion centers in the western sense. These stores can be regarded as the early representations of department stores of the period; and besides being mere shopping spaces, they also serve as social spaces. In addition to its retail and shopping areas, these stores, most of which were designed by the architect Abdurrahman Hancı, generally accommodate art galleries and cafes. Activities in these social spaces, like art exhibitions and fashion shows, made Vakko stores an important part of everyday urban life.
In this context, this study will primarily give information about the brand’s history as well as its stores and production spaces, focusing particularly on Vakko’s store in Kızılay, Ankara. Through architectural drawings, old photographs, oral history and scenes from Turkish films of that era, this article aims to re-remember Vakko, where fashion, art and architecture were joined in harmony.

8.
1960’lı Yıllarda Kentli Hareketliliği: Kentsel İç Mekân Örneği Olarak Esat Mahallesi, Gündelik Yaşam ve Yapısal Dönüşüm
Urban Mobilization in the 1960s: Esat Neighbourhood as an Example of Urban Interior, Everyday Life and Structural Transformation
Güliz Küçüktaşdemir
doi: 10.5505/jas.2019.83792  Sayfalar 197 - 211
Makalenin çalışma sahası, Cumhuriyet’in ilanı ile birlikte kentsel ve kamusal mekânın inşa edildiği Ankara’dır. Çalışma, Ankara’nın 1960’lı yıllarda kentsel planlama stratejileri sonucunda oluşan kentsel hareketlilik ve sosyal hayattaki dönüşümü konu etmektedir. Kentli hareketliliği, dikey yönelimde kent ekseni ve merkezi kapsamında Ulus’ta temellenen ticari referansları ve altyapı hizmetlerini takip etmiştir. Böylece, kent planlama stratejisi kapsamında ideolojik omurga, ‘Bulvar’ aksı doğrultusunda Yenişehir-Çankaya güzergâhında, bölgesel olarak farklı gelir gruplarının ikamet ettiği kentsel alanları oluşturmuştur. Bu güzergâh üzerinde yer alan Cebeci, Maltepe ve makalenin konusu olan Esat Mahallesi, kentli kimliğinin üretimi, yaşamsal ve mekânsal refleksleri ile siyasal yapılanmanın bir kolu olarak kentin bütününde ticari-konut çoğul işlevli yapı stoğuyla alt merkez özelliği kazanmıştır. Esat Mahallesi’nin mekânsal ve yaşamsal refleksleri bu yapılanmaya paralel olarak birbirini geliştirmiş, dönüştürmüştür. Böylece mekânsal, yaşamsal refleksler bu yapılanmaya paralel olarak birbirini geliştirmiş, dönüştürmüştür. Küçükesat, sosyo-demografik özelliklerin kentli rotasyonunda değişime, dönüşüme uğradığı ‘mahalle’ gelenekli bir yerleşke olarak gündelik yaşamın, yapısal dönüşümüne maruz kalmıştır. Bu dönüşüm ile birlikte yaşamsal, mekânsal karşılıklar, gündelik yaşam ara kesitinde yeni bir ara yüz olarak anıtsal tipolojilerinden ayrışmıştır.
Çalışmanın amacı gündelik olanın tarihine ve kent tarihine bir alternatif sunmaktır. Malzemenin üretimi, araştırılması, paylaşılması sürecini kapsayan karma metod, nitel veri yöntemi olarak tercih edilmiştir. Sözlü tarih çalışması ise, resmî ideolojik anlatıda yer almayan gündelik verileri aktaran verinin oluşturulması için kullanılan araçlardan biri olmuştur. Ayrıca teknik envanter ve bireysel fotoğraf arşivlerinden faydalanılmıştır. Çalışmanın merkezinde gündelik yaşamın kentsel ve kamusal mekânsal refleksleri yer almaktadır.
The study area of this paper, is Ankara where the urban and public space was built together after the proclamation of the Republic. The subject of the study is the transformation of urban mobility and social life in the urban planning strategies of Ankara in the 1960s. The mobilization of urban residents addressed to the vertical orientation of the city axis and centralized following the commercial references and infrastructure services in Ulus. Thus, within the scope of urban planning strategy, the ideological ‘spine’ formed, the urban areas where different income groups resided within the urban development axis towards the Çankaya direction. Cebeci, Maltepe and Esat Neighborhoods became the sub-center of the city with their commercial and residential multi-functional structure stock and as a branch of the political structuring with its production. The neighborhood of Esat might be considered as the interior space of the city as a generative environment for the experience of the public space in terms of the formation and transformation of everyday life. In this notion, spatial and vital provisions have developed and transformed in parallel to this structure. The neighborhood itself is a traditional settlement, which has been transformed by the urban rotation of socio-demographic characteristics. This transformation of spatial formations differs from the monumental typologies, as a new interface in the everyday life.
The aim of the study is to give an alternative view to the history of the ordinary and the ordinary and to the city. The mixed method included the qualitative data research which are including the production, investigation and sharing of assorted materials. Via the oral history study the daily data transferring not included in the official ideological narrative became apparent. Also, technical inventory and individual photo archives were used. At the center of the study, urban and public spatial responses of everyday life reside.

GÖRÜŞ YAZISI
9.
Yerel Seçimlerde Ankaraʼnın Merkez ve Çevre İlçelerine Dair Sosyo-Mekânsal Bir Analiz Denemesi
A Socio-Spatial Analysis Attempt Regarding the Local Elections in the Central and Peripheral Districts of Ankara
Savaş Zafer Şahin
doi: 10.5505/jas.2019.84856  Sayfalar 213 - 223
Merkezî kentsel politikaların kentler üzerinde yadsınamaz bir etkisi olsa da, yerel toplumsal ve siyasal dinamikler özellikle yerel seçimler gibi demokratik pratikleri ve sonrasındaki yerel yönetim deneyimini ciddi bir şekilde etkilemektedir. Ancak, bu dinamiklerin farklı kentler özelinde nasıl şekillendiği ve işlediği üzerine yeterince araştırma yapılmamıştır. Yazıda Ankara’nın ilçe belediyeleri üzerine yaklaşık on yıldır sürdürülen monografi çalışmaları kullanılarak, ilçelerin siyasal, mekânsal ve toplumsal değişkenleri ve bunların yerel seçimler gibi önemli siyasal etkinlikleri nasıl etkileyebileceği, ilçelerin toplumsal gerçekliği düşünülerek nasıl öngörülerde bulunulması gerektiği sorularını yanıtlamaya yönelik değerlendirme ve yorumlara yer verilmiştir.
Despite the undeniable influences that central urban policies have on cities, local social and political dynamics can seriously impact democratic practices such as local elections and subsequent local governments. There is, however, insufficient amount of research on how these dynamics are shaped and the way they work in different cities. This paper uses monographs on the districts of Ankara prepared over the last decade to make assessments and comments regarding the political, spatial and social variables of districts, how they can impact important political events like local elections and how projections can be made in view of each district’s own social characteristics.

10.
Ankara-İstanbul Arasında Bir Katolik Aile: Aydınyanlar
The Aydinians: A Catholic Family Between Ankara and Istanbul
Aved Kelleci
doi: 10.5505/jas.2019.63935  Sayfalar 225 - 253
Anadolu’nun kadim halklarından biri olan Ermeniler, tarih boyunca İran ve Doğu Roma gibi büyük devletlerin vassalı konumunda veya bağımsız oldukları durumlarda da bu devletlerin baskısına maruz kalarak yaşamıştır. Tarihlerindeki nispeten huzurlu dönemleri Türklerin hâkimiyetindeki ve onlarla beraber geçen 900 yıla tekabül etmektedir. Hatta Osmanlı döneminde devletin üst kademelerinde birçok önemli mevkilere gelmiş, devlet yönetiminde söz sahibi olmuşlardır.

Bugüne dek Osmanlı İmparatorluğu sınırları içinde yaşayan Ermeniler hakkında birçok araştırma yapılmıştır. Ancak yapılan bu çalışmalar içerisinde Ankara Ermenileri çok az bir yer tutabilmiştir. Bunun başlıca sebebi Ankara’ya gelen batılı seyyahların notları ve Osmanlı kayıtlarının dışında Ankara Ermenileri ile ilgili pek fazla kaynağın günümüze ulaşamamış olmasıdır.

1828- 1920 yıları arasında Ankara’da ikamet eden Aydınyanların hikâyesi bizlere 19. ve 20. yüzyılın ilk çeyreğinde yaşamış Ankara Ermenilerinin sosyoekonomik durumları, inanç biçimleri, sosyal ve kültürel yaşantıları hakkında kıymetli bilgiler vermektedir. 1920-1924 yılları arasında Ankara’da bulunan Hagop Aydınyan’ın İstanbul’daki ailesine yazdığı mektuplar, Ankara Ermenilerinin Cumhuriyetin ilanı sürecinde nasıl bir tutum sergilediklerini birincil kaynaktan inceleme fırsatı sağlamaktadır.
Throughout history, Armenians, ancient peoples of Anatolia, lived either in vassal states of large empires such as Iran and the East Roman Empire or under their oppression when they were independent. A relatively peaceful historical period was under the 900 years of Turkish rule. In fact, Armenians rose to high levels of state during the Ottoman period and had a say in the state administration.
There has been numerous research on Armenians living within the boundaries of the Ottoman Empire; however, there are few that specifically focus on the Armenians of Ankara. One of main reasons for this lack of research is that, other than Ottoman records and memoirs of Western travelers who visited Ankara, there is only a small number of sources.
The story of the Aydinians, who lived in Ankara between 1828-1920, gives us valuable information about the socio-economic status, belief forms, social and cultural lives of the Armenians of Ankara in the 19th century and the first quarter of the 20th century. Letters of Hagop Aydinian, who was in Ankara in 1920-1924, to his family in Istanbul gives us the opportunity to examine the attitude of Ankara’s Armenian community towards the declaration of Republic.

11.
Bir Zamanlar Posta Caddesi
Once Upon a Time Posta Caddesi
Savaş Recep Sönmez
doi: 10.5505/jas.2019.41275  Sayfalar 257 - 281
Araştırmada 1929 Tahtakale Yangını sonrasında, önceki yılların Kızılbey Caddesi ile Uzun Çarşı ve Semerciler Caddesi gibi sokakların akslarının değiştirilmesi ya da birleştirilmesiyle, 1941-1944 yılları arasında oluşturulan Posta Caddesi’nin; 1950 öncesi belleğimizden kalan Devrim İlkokulu, Çerkeş Sokağı, Palabıyığın Meyhanesi, Sulu Han, Postane ve Sebze Hali anılarımızdan hareketle; caddenin tümüyle yitirilen insan ve işyeri dokusu, binaları, güzellikleri ve özellikleri üzerine tarihe not düşülmeye çalışılmıştır.
İncelediğimiz anı kitaplarında konumları kesin olarak tariflenmemiş kimi yapıların yerleri, mimari kitapları ile eski Ankara harita ve rehberlerinin yanı sıra dönem tanıklarının da desteğiyle tam olarak bulunmuştur. Ele alınan uzunca dönem içerisinde tüm binaların hangi firma ya da kişilerce kullanıldığına kronolojik olarak erişilememekle birlikte; ara dönemlerinden bulunabilen bilgiler aktarılıp, ilk halleri ile günümüzdeki durumları, zemin katları sakinleri yardımıyla saptanmıştır.
This research explores the newly created Posta Caddesi formed by changing or joining the routes of roads such as Kızılbey Caddesi and Uzun Çarşı and Semerciler Caddesi in the aftermath of the 1929 Tahtakale Fire. Taking into account memories related with Devrim Primary School, Çerkeş Sokağı, Palabıyığın Meyhanesi, Sulu Han, Post Office and Vegetable Market, the aim is to record the totally lost human and workplace fabric, buildings, beauties and features of Posta Caddesi.
The places of several buildings whose locations are not precisely described in memoirs are identified using architectural books, old maps and guides of Ankara as well as witnesses of the period. Although a chronological outline of the companies and persons using the buildings cannot be reached for the long period examined, this article presents information on various time periods within this timeframe about the original and current state of buildings with data supplied by inhabitants of ground floors.



Makale Çağrısı
Derginin 14. Sayısına makale gönderimi için son tarih 30 Temmuz 2019’a uzatılmıştır.

Duyuru
Ankara Araştırmaları Dergisi 2018 yılı özel yazı ödülünü C6. S2’de yayımlanan “Re-Creating Nostalgia: Urban Culture in the Citadel, Hamamönü and Hamamarkası Neighbourhoods of Ankara” başlıklı makalesiyle Petek Onur kazanmıştır.


2019 yılında Ankara Araştırmaları Dergisi’nde yazısı yayımlanan, 35 yaş altı veya doktorasını 5 yıl içerisinde almış olan araştırmacılar arasından VEKAM Yönetim Kurulu’nun belirleyeceği bağımsız bir jüri tarafından seçilecek bir yazara, derginin özel yazı ödülü olarak 1.000 TL verilecektir.

 
Copyright © 2019 Ankara Araştırmaları Dergisi. Tüm Hakları Saklıdır. Gizlilik Beyanı
Lookus & Online Makale