Bu çalışmanın amacı, modern sağlık mirasının yeterince incelenmemiş ancak önemli bir örneği olan Ankara Atatürk (Keçiören) Sanatoryumu’nu, Türkiye’nin yirminci yüzyıl ortasında dönüşen sağlık altyapısı bağlamında konumlandırmaktadır. Sanatoryumlara ilişkin mimari değerlendirmeler büyük ölçüde erken dönemlerine (1850’ler–1930’lar) odaklanmış; buna karşılık bu yapıların yüzyıl ortasında yeni tedavi yöntemleri, değişen sağlık politikaları ve toplumsal gündemler doğrultusunda karmaşık ve çok katmanlı hastane komplekslerine dönüşümü görece sınırlı biçimde ele alınmıştır. Atatürk Sanatoryumu, literatürdeki bu boşluğu tartışmak için elverişli bir örnek sunmaktadır. Çalışmanın yöntemi ve yaklaşımı; süreli yayınlar, haritalar, fotoğraflar ve resmî belgeleri kapsayan arşiv araştırmasına, görsel belgeleme çalışmalarına ve yerinde yapılan mimari analize dayanmaktadır. Bu çok yönlü yöntemsel çerçeve, sanatoryumun aşamalı biçimde gelişen ve katmanlaşan altyapısını dört eksende incelemeyi mümkün kılmıştır: (1) terapötik-hijyenik mimari yaklaşımlar, (2) yapım ve güçlendirme teknolojileri, (3) cerrahi ve ilaç tedavisindeki yenilikler ve (4) tıbbi-sosyal stratejiler kapsamında iş uğraşı terapisi. Türkiye’de sağlık politikalarının öncelikli başlıklarından biri olan tüberkülozla mücadele, yüzyıl ortasında yeniden yapılandırılmıştır. Uluslararası ölçekte sanatoryum modelinin sorgulandığı ve geleneksel tedavilerden uzaklaşıldığı bir dönemde yeni bir sanatoryumun inşa edilmesi yapısal bir tercihi yansıtır. Atatürk Sanatoryumu’nun bölgedeki tüberküloz kontrol merkezlerinden biri olarak konumlandırılması, bu tercihin stratejik niteliğini göstermektedir. Bulgular, sanatoryumun üstlendiği yeni işlevsel ve temsili rol çerçevesinde, uluslararası tedavi gelişmelerini yakından takip etme ve mevcut yapısal düzenini bu doğrultuda uyarlama baskısıyla karşı karşıya kaldığını ortaya koymaktadır. Uzun süreli tecrit, hijyenik-diyetetik rejim ve terapötik çevre anlayışına dayanan geleneksel sanatoryum modeli; zamanla teknik güçlendirmeler, mekânsal uyarlamalar ve ilaç tedavisindeki ilerlemelerle bütünleşerek tüberkülozla mücadelede sürdürülebilir sağlık hizmetleri sunan kapsamlı bir hastane kompleksine evrilmiştir. Bu araştırmanın özgünlüğü, Atatürk Sanatoryumu’nu yalnızca bir sağlık yapısı olarak değil, çok katmanlı bir altyapı sistemi olarak ele almasına dayanmaktadır. Çalışma, bu katmanları bütüncül bir çerçevede okuyarak sanatoryum ve sağlık mimarisine ilişkin daha incelikli bir tarihsel kavrayış önermektedir.
Anahtar Kelimeler: Tüberküloz, Yirminci yüzyıl ortasında Türkiye, Atatürk Sanatoryumu, Sağlık mimarisi, Sağlık altyapısı, Keçiören, Ankara
The purpose of this study is to situate Ankara’s Atatürk (Keçiören) Sanatorium, an overlooked yet significant example of modern healthcare architectural heritage, within the broader healthcare infrastructure of mid-twentieth-century Türkiye. Architectural evaluations of sanatoria have mostly focused on their earlier phases (1850s–1930s), with limited attention paid to their transformation during the mid-twentieth century into multi-layered hospital complexes with intricate infrastructural networks shaped by new treatment methods and social agendas. The Atatürk Sanatorium provides an ideal case to address this gap. The study’s methodology and approach were based on archival research (including periodicals, maps, photographs, and official records), visual documentation, and on-site architectural analysis, which enabled a comprehensive understanding of the sanatorium’s phased and layered infrastructure along four respects: (1) therapeutic-hygienic architecture, (2) construction and retrofitting technologies, (3) surgical and pharmaceutical innovations, and (4) medico-social strategies and occupational therapy. Tuberculosis control efforts, which were a priority in Türkiye’s healthcare policies, were reorganized in the mid-twentieth century. At a time when many parts of the world were moving away from conventional treatments, the construction of a new sanatorium was not incidental: the building became one of the region’s designated tuberculosis control centers. The findings reveal that, in its new functional and symbolic role as a tuberculosis facility, the Atatürk Sanatorium faced the pressure to follow contemporary international treatment advances and adapt its architectural program accordingly. The conventional sanatorium model, based on long-term isolation, hygienic-dietetic regimes, therapeutic environments, and aseptic design principles, adapted to and incorporated technical retrofits, technological adaptations, and pharmaceutical advances in healthcare and sustainable anti-tuberculosis services. The originality and value of this research lies in positioning the Atatürk Sanatorium as a multi-layered infrastructure. By reading through its many layers, this study provides a nuanced historiography and a holistic understanding of sanatorium and healthcare architecture.
Keywords: Tuberculosis, Mid-Twentieth-Century Türkiye, Atatürk Sanatorium, Healthcare architecture, Health infrastructure, Keçiören, Ankara